Magister Artium (M.A.) und Diplom-Sozialwissenschaftler
Universität Duisburg-Essen
Master of Arts in Clinical Psychology
İstanbul Kent Üniversitesi
Bir terapistin en yalnız anı, seans bittikten sonraki dakikadır. Kapı kapanır ya da ekran kararır, danışan gider, ve geriye bir odada tek başına oturan bir insanla tek bir soru kalır: Doğru mu yaptım? O sessizlikte söylemiş olduğunuz her cümle geri gelir; söylemediğiniz cümleler daha da gürültülü gelir. Bu soruyla yirmi yılı aşkın süredir yaşıyorum ve bir şeyi kesin öğrendim: bu soru tek başına cevaplanmaz. Cevap, bir başkasının karşısında yüksek sesle düşünürken gelir; insan kendi vakasını anlatırken, anlatmakla, onu ilk kez duyar.
Süpervizyon, kelimenin Latincesinin söylediği gibi, yukarıdan bakmak değildir. Yandan bakmaktır. Bir başkasının odanıza girip, sizin göremediğiniz köşeye ışık tutmasıdır; teşhis koymadan, not vermeden, yalnızca "şurada ne oldu?" diye sorarak. İyi bir süpervizyon bittiğinde insan daha çok şey bilmez; daha az yalnızdır. Ve bir sonraki seansa, cebinde bir cümleyle girer.
Süpervizyon vermeye hakkı olan tek insan, çok süpervizyon almış olandır. Ben çok aldım; hâlâ alıyorum. Tübingen'de Prof. Dr. Dirk Revenstorf'un ve psikanalist Dr. Rolf Durian'ın önüne hipnoz vakalarımı koydum; Milton Erickson Enstitüsü'nün psikodinamik-hipnotik süpervizyonu denen, insanı hem trans'ta hem aktarımda düşünmeye zorlayan o elli saatlik yolu yürüdüm. Düsseldorf'ta Ego-State çalışmalarımı Malene Budde'yle konuştum; bireysel süpervizyon ve kendilik keşfi bir aradaydı, çünkü Ego-State'te insanın kendi iç kişilerini tanımadan başkasınınkilerle çalışması mümkün değil. Viyana'da klinikte, Borderline polikliniğinin sabah toplantılarında, vakaların nasıl konuşulduğunu, bir psikanalistin bir cümleyi nasıl üç kez tarttığını gördüm. İzmir'de Tahir Özakkaş'ın gruplarında, yıllar boyunca, Türkçede bir vaka nasıl anlatılır, onu öğrendim; çünkü bir vakayı hangi dilde anlattığınız, onu nasıl gördüğünüzü değiştirir.
Sonra yıllar boyunca meslektaşlarımla: İzmir'de, Malta'da, Almanya'da, bir masanın etrafında ya da bir ekranın iki tarafında. Bugün hâlâ, bir danışanla ilerleyemediğimde bir başkasına danışıyorum. Bunu bir zayıflık olarak değil, mesleğin hijyeni olarak görüyorum: Cerrah ellerini nasıl yıkarsa, terapist de vakasını konuşur. Yıkanmayan el enfeksiyon taşır; konuşulmayan vaka da.
Süpervizyon denetim değildir; kimse sizin hatanızı aramaz. Ders değildir; ben size bir ekol anlatmam. Terapi de değildir; sizin çocukluğunuzu konuşmayız, en azından danışanınızın odasına girmediği sürece. Süpervizyon, üç katlı bir ev gibidir ve her seans o üç katın birinde geçer.
Birinci kat danışandır: ne getiriyor, ne saklıyor, semptomun altında hangi hikâye var, hangi ekolün diliyle bakınca daha iyi görünüyor. Bu, vaka süpervizyonudur; en tanıdık olanı. İkinci kat ilişkidir: sizinle danışanınız arasında ne oluyor. Neden bu insan sizi yoruyor, neden o seansta ses tonunuz değişti, neden bir cümleyi söylemekten kaçındınız, danışan sizi kime dönüştürüyor, siz onu kime. Aktarım ve karşı aktarım burada yaşar; hangi ekolden olursanız olun, bunlar sizi bekler. Üçüncü kat, sizsiniz: bu meslekte nasıl yorulduğunuz, hangi danışanı eve götürdüğünüz, sabah odaya girmeden önceki o kısa çekingenlik. Bu kata her seans çıkılmaz; ama kapısı hep açıktır.
Bir süpervizyon saati çoğu zaman birinci katta başlar ve ikincide biter. Bazen üçüncüye çıkarız ve orada, danışanla değil, sizinle ilgili bir cümle bulunur; o cümleyi terapinize götürmek size kalmıştır. Süpervizyonun sınırı buradadır: kapıyı gösterir, içeri girmez.
Ruh sağlığı alanında çalışan herkesle. Psikologlar ve klinik psikologlarla, psikiyatristlerle, psikolojik danışmanlarla, sosyal hizmet uzmanlarıyla, aile danışmanlarıyla, hipnoterapistlerle, psikiyatri hemşireleriyle, logoterapistlerle, focusing eşlikçileriyle. Daha ilk yılında olanlarla ve yirmi yıldır odada oturanlarla; ikisinin ihtiyacı farklıdır ama yalnızlığı aynıdır.
İlk yıllardaki meslektaşla çoğu zaman şunu konuşuruz: "Ne yapacağımı bilmiyorum" duygusunun normal olduğunu, hatta gerekli olduğunu; çünkü ne yapacağını bilen terapist danışanı dinlemeyi bırakmıştır. Yirmi yıllık meslektaşla ise başka bir şeyi: rutinin, o güvenli ve tehlikeli rutinin, bir danışanı görünmez kılabildiğini. Deneyim bir ışık ama aynı zamanda bir gölge; süpervizyon ikisini de görür.
Bir de özel bir grup var: Almanya'nın gençlik yardım sisteminde, Individualpädagogik alanında, günün yirmi dört saatini bir çocukla geçiren eğitmenler ve onların yanında duran sosyal pedagoglar. 2023'ten beri bu insanlarla çalışıyorum ve biliyorum ki onların süpervizyonu bir vaka konuşması değil, bir nefes almadır. Kurumlar için ekip süpervizyonu da yapıyorum: bir ekip, bir vakanın etrafında değil, çoğu zaman birbirinin etrafında tıkanır; onu da konuşuruz.
Aynı ekolden olmamız gerekmez. Siz bilişsel çalışıyor olabilirsiniz, ben Ericksoncu; siz şema, ben varoluşçu; siz EMDR, ben Ego-State. Süpervizyonda tekniği değil ilişkiyi konuşuruz, ve ilişki hiçbir ekolün mülkü değildir. Ekol bir dildir; ilişki, bütün dillerin altındaki şeydir. Bir Almanca konuşan ile bir Türkçe konuşan aynı odada nasıl anlaşırsa, iki ekol de öyle anlaşır: önce birbirinin kelimesini öğrenerek, sonra kelimenin altındakine bakarak.
Yine de bir şey söylemem gerek: ben belirli ekollerde yetiştim ve bu, bakışımı şekillendirir. Ericksoncu gözle, direnç diye bir şey görmem; henüz anlaşılmamış bir işbirliği görürüm. Ego-State gözüyle, bir danışanı tek bir kişi olarak değil, bir masa etrafında oturmuş birkaç kişi olarak görürüm. Varoluşçu gözle, semptomun arkasında hep bir anlam sorusu ararım. Focusing gözüyle, sizin bedeninize sorarım: bu vakayı anlatırken göğsünüzde ne oluyor. Bu gözler sizin ekolünüzün yerine geçmez; ona eklenir. Kendi ekolünüzde derinleşmek istiyorsanız kendi ekolünüzün süpervizörüne gidin; odanızda bir ikinci çift göz istiyorsanız bana yazın.
Bire bir: altmış dakika, online, Türkçe ya da Almanca. Siz bir vaka getirirsiniz; ya da bir vaka getirmezsiniz, yalnızca bir yorgunluk getirirsiniz, o da bir vakadır. Düzenli olabilir, iki haftada bir ya da ayda bir; ya da tek bir seans olabilir, bir danışanın etrafında acil bir düğüm için. Kriz süpervizyonu için, gün içinde yer buluruz.
Grup hâlinde: üç ile altı meslektaş, doksan dakika. Grubu siz kurabilirsiniz, aynı kurumdan ya da aynı şehirden meslektaşlarınızla; ya da ben açık bir grup açtığımda katılırsınız. Grupta insan yalnızca kendi vakasından değil, başkasının tıkandığı yerden de öğrenir; ve şunu keşfeder: herkes aynı yerde tıkanır. Grubun görünmeyen faydası budur, vaka değil, yalnızlığın kırılmasıdır.
Bir süpervizyon saatinin nasıl geçtiğini merak ediyorsanız, şöyle bir şey: Bir meslektaş bir danışandan söz eder, kırk yaşında bir kadın, dört aydır geliyor, her seans aynı yerde dönüyor. Meslektaş uzun uzun danışanı anlatır; ben onu bir yerde durdururum ve sorarım: "Onu anlatırken üçüncü kez 'aslında' dediniz. Aslında ne?" Sessizlik. Sonra meslektaş, danışanın değil, kendisinin bir cümlesini söyler: "Aslında ondan sıkılıyorum ve bundan utanıyorum." Saatin geri kalanında o sıkıntıyı konuşuruz; sıkıntının bir mesaj olduğunu, danışanın belki de tam bunu, bir başkasını sıkmayı, hayatı boyunca yaptığını ve bunun terapide ilk kez söylenebileceğini. Meslektaş bir sonraki seansa şu cümleyle girer: "Bazen burada ikimiz de aynı yerde dönüyoruz gibi hissediyorum; siz de hissediyor musunuz?" Danışan ağlar. Dört ay sonra ilk kez.
Yazarları unutmadım; onlar da bir odada yalnızdır, üstelik karşılarında dinleyen biri bile yoktur. Yazan insanla terapist arasında düşündüğünüzden çok ortak nokta var: ikisi de sabah bir masaya oturur ve orada olmayan birini dinler. İkisi de bir cümlenin yalan söylediğini hisseder ama neden söylediğini bilemez. İkisi de bittiğinde, doğru mu yaptım diye sorar.
Bir metnin tıkandığı yer, çoğu zaman yazarın tıkandığı yerdir. İkinci bölümde durmuş bir roman; bir türlü konuşmayan bir karakter; üç yıldır masada bekleyen bir dosya; yazıldıkça uzayan ama bir türlü bitmeyen bir hikâye; ya da hiç başlamamış, yalnızca kafada yaşayan, her gece biraz daha ağırlaşan bir kitap. Bunlar teknik sorunlar değildir. Kimse size "bu bölümde bakış açısını değiştirin" diyerek üç yıllık tıkanıklığı açmaz. Tıkanıklık, yazarın metne söyletmek istemediği bir şeydir; ve o şey söylenmediği sürece metin durur, çünkü metin dürüsttür, yazardan daha dürüst.
Yazarlarla ve yazmak isteyenlerle özel bir süpervizyon biçiminde çalışıyorum. Bu editörlük değildir; virgüllere bakmayız, o başka bir iş ve Kenar Notu'nda ayrıca yapılır. Burada metnin arkasındaki insana bakarız: neyi anlatmak istediğine, neyi anlatmaktan korktuğuna, karakterlerinin hangisinin kendisi olduğuna, hangisinin babası, hangisinin hiç söyleyemediği şey. Bazen bir romanın kahramanıyla, yazarının yanında, bir seans yaparız; karakter konuşur, yazar dinler, ve çoğu zaman karakter yazara yıllardır söylemeye çalıştığı şeyi söyler. Bazen bir şairin neden hep aynı imgeye döndüğünü konuşuruz; imge bir semptomdur, güzel bir semptom. Bazen de yalnızca, yazmanın neden bu kadar korkutucu olduğunu.
Kafka'nın Milena'ya yazdığı gibi: Yazmak, hayatın en yakın kıyısından el sallamaktır. Ben o kıyıda durup el sallayanlara eşlik ediyorum; kendim de aynı kıyıda durduğum için. Terapi kitapları, bir roman, kısa metinler yazdım ve yazıyorum; tıkanmanın nasıl bir şey olduğunu, iki yıl boyunca bir bölümün başında oturmanın nasıl olduğunu biliyorum. Bu yüzden yazan birine dışarıdan değil, yandan bakabiliyorum.
Tek seans olabilir, bir düğüm için; ya da bir sürecin boyunca, bir kitabın başından sonuna, ayda bir. Roman, öykü, şiir, senaryo, deneme, bir hayat hikâyesi; tür fark etmez, tıkanma aynıdır. Yayımlanmış yazarlarla da, henüz kimseye göstermemiş olanlarla da çalışıyorum. Metni bana göndermek zorunda değilsiniz; çoğu zaman metin hakkında konuşmak, metni okumaktan daha çok şey söyler.
Süpervizyon online yapılır; Zoom ya da WhatsApp görüntülü. Dili Türkçe ya da Almancadır. Ücret ön görüşmede açıkça söylenir; bire bir ve grup için ayrı, öğrenciler ve ilk yılındaki meslektaşlar için daha düşüktür. Fatura Londra'daki MEI Global Ltd tarafından kesilir; Birleşik Krallık hukuku geçerlidir.
Gizlilik iki katlıdır: Sizin bana anlattıklarınız aramızda kalır; danışanlarınızı bana anonim anlatırsınız, isim, şehir ve tanınabilir ayrıntı olmadan. Ben not tutmam; siz tutabilirsiniz. Süpervizyon saatleri için katılım belgesi veririm; bu saatlerin kendi meslek kuruluşunuzda ya da eğitim programınızda resmî süpervizyon saati olarak sayılıp sayılmayacağı o kuruluşun kurallarına bağlıdır, önceden sormanızı öneririm. Süpervizyon terapi değildir; süpervizyon sırasında ortaya çıkan kendi meseleleriniz için, isterseniz, bir başka terapistin adını veririm; ben veremem, iki şapka aynı başa olmaz.
Başlamak için bir satır yeter: hangi alanda çalıştığınızı, bire bir mi grup mu düşündüğünüzü ve bir vaka mı yoksa genel bir yorgunluk mu getirdiğinizi. İlk görüşme kısa ve ücretsizdir; birbirimize uyup uymadığımızı görmek için.
Sorunuz varsa ya da yazmak isterseniz: info@psikosentez.com · WhatsApp +90 544 544 40 60. Terapi ve Danışmanlık için ana sayfadaki ilk söz.