Magister Artium (M.A.) und Diplom-Sozialwissenschaftler
Universität Duisburg-Essen
Master of Arts in Clinical Psychology
İstanbul Kent Üniversitesi
İki dilin arasında büyümüş, bazı cümlelerin yalnızca bir dilde söylenebildiğini bilen bir insanla online terapi.
Türkçe ve Almanca – ikisi de ana dili seviyesinde, gerekirse cümlenin ortasında değişerek. Bireysel, çift ve genç danışanlar için. Nerede olursanız olun.
İlk görüşme ücretsizdir: otuz dakika, WhatsApp görüntülü. Ben sizi anlayabilecek miyim, siz bana güvenmek isteyecek misiniz; para konuşmadan önce bunu konuşuruz.
Ücretsiz ön görüşme isteyinMünih'te doğdum, 1981'de. İlkokulu orada okudum; on bir yaşımda İzmir'e geldik ve liseyi Yunus Emre Anadolu Lisesi'nde bitirdim. Böylece daha çocukken iki dilin arasında yaşamayı öğrendim: evde Türkçe, okulda Almanca, sonra tersi. Bu iki dil, bugün yaptığım her işin altında duruyor.
1999'da Almanya'ya döndüm; Duisburg-Essen Üniversitesi'nde yedi yıl kaldım. İki ayrı yolda yürüdüm: bir yanda Germanistik, siyaset bilimi ve bilgisayarlı dilbilim; öte yanda sosyal hizmet ve pedagoji. İki yolun sonunda iki yüksek lisans ve iki tez vardı; ikisi de aynı sorunun etrafında dönüyordu. Germanistik tezim, Prof. Jürgen Biehl ve Prof. Siegfried Jäger'in danışmanlığında, psikodilbilim alanında iki dillilik ve kimlik üzerineydi: kimlik arayan göçmenler ve çocukları. Sosyal hizmet tezim ise Prof. Dieter Oelschlägel'le birlikte, Almanya'daki Türk göçmenlerin dışlanma ve kimlik meselesine bakıyordu. Yani daha o zaman, kendi hikâyemi bir araştırma sorusuna çevirmiş bulunuyordum.
Kafka'yı ya da Schnitzler'i okurken beni asıl ilgilendiren, bir insanın kendini anlatmaya nasıl başladığıydı. Metinde gördüğüm şeyi odada da görmek istedim. O merak beni edebiyattan sosyal hizmete, oradan terapiye götürdü.
İki dilde yaşamak zorunda kalan insanlara ne olur, çocuklarına ne olur? O zaman bilmiyordum ki yirmi yıl sonra tam bu insanlarla terapi odasında karşılaşacağım ve onlardan biri olduğumu anlayacağım.
İlk odam Essen'deydi. 2005'ten 2009'a kadar sosyal psikiyatri alanında çalıştım; Arbeiter-Samariter-Bund ve Die Perspektive'de, ağır psikiyatrik tanıları olan insanlarla. Bu yıllar bana kitapların öğretemeyeceği bir şeyi öğretti: bir insanın en zor hâlinde bile karşısında oturmanın mümkün olduğunu. Daha önce Neukirchen'de bir gençlik merkezinde on iki–on sekiz yaş arası gençlerle çalışmıştım; orada da aynı şeyi görmüştüm.
2010'da İzmir'e döndüm ve kendi ofisimi açtım; kapısında adımın yazdığı ilk oda. Aynı yıllarda Tahir Özakkaş'tan bütüncül terapi ve hipnoz eğitimi aldım; kişilik bozuklukları üzerine yoğunlaştım, çünkü en çok orada, insanın kendini bir türlü toparlayamadığı yerde, iki dilli çocukluğumun izini bulmuştum. Sonra Malta: 2015'ten 2019'a Valletta'da, sarı taştan bir şehrin ortasında bir danışmanlık merkezi ve European Psychotherapy Training Institute'un kurucu üyeliği. Adada geçen yıllar bana bir şey daha gösterdi: insan bir yere ait olmadan da bir odaya ait olabiliyor. Sonra yeniden İzmir: 2018'den 2025'e Psikosentez Enstitüsü, yedi yıl boyunca aynı denize bakan bir pencere.
Bütün bu yılların arasına, bir kitabın sayfalarının arasına konmuş mektuplar gibi, Viyana sığdı. Psikoterapiyi, Sağlık Bakanlığı'nın yetkilendirdiği Österreichisches Trainingszentrum'da, Dr. pth. sc. Peter Schütz'ten öğrendim; Sigmund Freud'un büyük torunundan. Berggasse 19'un birkaç sokak ötesinde, psikanalizi kuran adamın kanından gelen birinin karşısında oturup insanın kendini nasıl anlattığını dinlemek, bir şehri değil, bir soyağacını okumaktı. Freud'un divanından yüz yıl sonra, aynı şehirde, onun torununun torunu bana bir şeyi öğretti: kuram unutulur, dinleme kalır. Sonra Psikanaliz ve Psikoterapi Üniversite Kliniği'nin Borderline ve Kişilik Bozuklukları özel polikliniğinde klinik staj. Sonra İstanbul, klinik psikoloji yüksek lisansı. Sonra, yıllara ve şehirlere yayılan, aşağıda anlatacağım ekoller.
2023'ten beri, ve hâlâ, bir başka odam daha var: Almanya'nın gençlik yardım sisteminde, Individualpädagogik denen alanda, on ile on sekiz yaş arasındaki Alman çocuk ve gençlerle çalışıyorum. Bunlar başka hiçbir kurumun ulaşamadığı, hayatı bir kriz ya da bir hayatta kalma planı olarak yaşayan çocuklar; kimi Almanya'nın bir köyünde, kimi yurt dışında, günün yirmi dört saati bir eğitmenin yanında. Onların bireysel terapisini yürütüyorum, Gençlik Dairesi'yle düzenli görüşüyorum ve o çocukların yanından hiç ayrılmayan eğitmenlerle çalışıyorum. Ve evet, şaşıracaksınız: bunların hepsi online.
2026'dan beri Londra'da kurduğum Meaning & Existence Institute üzerinden çalışıyor ve yılın büyük bölümünü yolda geçiriyorum: Almanya, İngiltere, Türkiye ve henüz ortaya çıkmamış yerler arasında. Bu yüzden buluştuğumuz oda penceresi ve koltuğu olan bir mekân değil. Bir ekran, bir saat ve birbirini dinleyen iki insan.
Bir de yazıyorum: terapi üzerine kitaplar, bir roman, kısa metinler. Ve Almancadan Türkçeye çeviriyorum; çoğunlukla nereye ait olduğunu kendisi de tam bilmeyen yazarları.
Almanya'da yaşayan ve Türkiye'den gelen insanlar için; kendileri gelmiş olsun, anne babaları ya da onların anne babaları. Kusursuz Almanca konuşup yine de ara sıra yalnızca Türkçede var olan bir kelimeyi arayan ikinci ve üçüncü kuşak için. İki ailenin, iki beklentinin, artık ev olmayan bir evle henüz ev olamamış bir evin arasında duranlar için.
Dünyanın her yerindeki Türkçe konuşanlar için: Viyana'da ve Zürih'te, Londra'da ve Rotterdam'da, New York'ta ve Sidney'de. Teyzenin ne olduğunu ve pazar günü gelen telefonunun bir günü nasıl karartabildiğini önce açıklamak zorunda kalmayacağınız bir terapist özlemi, hiçbir yere bağlı değil.
Ve Türkiye'de yaşayıp Almanca terapi arayanlar için; Almanya'da okumuş, çalışmış, sevmiş oldukları için, sonra dönmüş ve bir yanlarını orada bırakmış oldukları için, eşleri bu dili konuştuğu için ya da bazı şeylerin insanı biraz koruyan bir dilde daha kolay söylendiği için.
Türkçe ya da Almanca çalışırız. Seçmek zorunda değilsiniz. Birçok konuşma bir dilde başlar, başka bir dilde biter; ve çoğu zaman önemli olan şey tam o dil değiştiği anda söylenir.
Elinde yalnızca çekiç olan usta her yerde çivi görür. Yirmi yılı aşkın sürede Almanya, Avusturya ve Türkiye'de birden fazla terapi ekolü öğrendim; koleksiyon merakından değil, karşımda oturan her insan başka bir kapıdan girdiği için. İşte onlar; terim olarak değil, konuşmanın içinde nasıl hissedildikleriyle.
Sarkacı unutun. Bu hipnoz, dilin yavaşladığı ve sizin normalde susan bir yanınızın cevap vermeye başladığı bir konuşmadır. Milton Erickson her insanın çözümü zaten içinde taşıdığına, yalnızca ona giden yolu kaybettiğine inanırdı. Hipnozu Prof. Dr. Dirk Revenstorf'tan öğrendim: 1939 doğumlu, Tübingen'in yaşayan efsanesi, Almanya'da klinik hipnozu bir hokkabazlık numarasından bilimsel bir psikoterapi yöntemine dönüştüren adam. Seksenini geçmiş bir hocanın vakamı dinlerken gözlerini kapatıp "burada danışan sizi trans'a soktu, tersini değil" dediği o dakikayı unutmadım; kaygıda, panikte, takıntıda, uykuda, ağrıda ve akıl tıkandığında bedenin söylediği her şeyde kullanıyorum.
Her birimizin içinde birden fazla kişi yaşar. O zamanlar yalnız kalan çocuk. Kendini sertleştiren genç. İşleyen yetişkin. Bazen kavga ederler, bazen biri kapıyı çarpıp gitmiştir ve onu yalnızca tıklatırken duyarız. Ego-State terapi bu iç kişileri aynı masaya oturtma sanatıdır. Travma sonrasında en etkili yöntemlerden biri sayılır ve benim için iki kültür arasında içten bölünmüş insanlarla çalışmanın çekirdeğidir.
Bazen sorun kaygı değildir; sabah ne için kalktığınız sorusudur. Auschwitz'ten sağ çıkan Frankl, insanın bir anlam bulduğunda her şeye dayanabildiğine, anlamı kaybettiğinde ise kırıldığına inanıyordu. Bu çalışmada yalnızca ne eksik diye değil, ne çağırıyor diye sorarız. Bu ekolde eğitmenim ve iki logoterapi enstitüsü kurdum.
Kelimesi bulunmadan önce bedende oturan bir bilgi vardır: biri bir isim söylediğinde göğüste beliren o belirsiz his. Filozof ve psikolog Gendlin buna felt sense dedi ve terapinin, insanların bu hissi geçiştirmek yerine dinlemeyi öğrendiği yerde başarıya ulaştığını keşfetti. Focusing yavaştır, sessizdir ve şaşırtıcı biçimde kesindir. Kendim de öğretiyorum.
Kim olduğumuzu çok erken, çoğunlukla fark etmeden öğrendik. Bu ekol tekrarlayan örüntülere bakar: ilişkilerde, işlerde, kendimizi anlatış biçimimizde. Daha derin kişilik meseleleriyle, terk edilme korkusuyla, boşlukla, hiçbir yere tam ait olamama duygusuyla çalışmamın temelidir.
Ailelerimizde en az konuşulan ve çiftlerin en sessiz acı çektiği alan. Cinsel terapi bir teknik değil, iki insanın bir gün kapattığı bir konuşmanın yeniden açılmasıdır. Her tür ve yönelimden çiftlerle, yanlış anlaşmaların çoğu zaman daha gramerde başladığı karışık dilli ve karışık kültürlü çiftlerle de çalışıyorum.
Beden hiçbir şeyi unutmaz. Büyükanne ve büyükbabaların duruşunu, göçün gerginliğini, iki hayatın yorgunluğunu taşır. Ekranın öbür tarafında da oradadır: seste, nefeste, oturuşta. Onunla çalışırım, ona karşı değil.
Bu eğitimlerin tümü ya Almanya Psikoterapi Odası tarafından tanınmış ya da ilgili uluslararası meslek kuruluşlarınca akredite edilmiştir. Saatleri ve isimleriyle tam liste abdullahozer.com'da. Burada yalnızca sizi neyin beklediğini bilmenizi istedim.
Başlamadan önce bazı şeylerin açık olması gerekir. Bunları size ilk görüşmede söyleyeceğim gibi yazıyorum.
Enstitüm Meaning & Existence Institute, Londra merkezli MEI Global Ltd'nin markasıdır. Kendim yılın büyük bölümünde yoldayım; evim bir yerden çok bir ritim. Bu yüzden neredeyse yalnızca online çalışıyorum: Zoom ya da WhatsApp görüntülü, hangisiyle rahatsanız. Yüz yüze seanslar belirli dönemlerde Londra ve Münih'te yapılıyor; önceden duyuruyorum. Türkiye'de, İzmir dahil, artık yüz yüze seans vermiyorum.
Çalışmam İngiltere'deki enstitü üzerinden yürür; Almanya'daki Psychotherapeutengesetz ya da Türkiye'deki kamu sağlık sistemi kapsamında bir hizmet değildir. Kurumlar, mahkemeler ya da işverenler için rapor yazmam, ilaç yazmam. Sigorta kapsamında bir tedaviye ihtiyacınız varsa bunu açıkça söyler ve elimden geldiğince aramanıza yardım ederim.
Bir mesajla başlar. Hangi dilde isterseniz, birkaç satır yazın: sizi neyin meşgul ettiğini, tek mi çift mi geleceğinizi, hangi saat diliminde yaşadığınızı. Birkaç gün içinde bizzat cevap veririm; burada sekreterya ya da yazılım değil, ben cevap veririm.
Sonra, ne olursa olsun, ücretsiz bir ön görüşme yaparız: otuz dakika, WhatsApp görüntülü. Bunu bir ilke hâline getirdim, çünkü hiç kimseyle ücretli bir seansla başlamak istemiyorum. Derdiniz ne olursa olsun, ilk yarım saat bir mal alışverişi değil, bir tanışmadır. O yarım saatte iki soru vardır ve ikisi de eşit ağırlıktadır: Ben sizi anlayabilecek miyim? Ve siz, bana bakıp, bu adama güvenebilirim, onunla çalışmak isterim diyebilecek misiniz?
Bu iki sorunun cevabı evetse, ritmi ve çerçeveyi belirleriz. Biri hayırsa, bunu dürüstçe söylerim ve yapabilirsem daha uygun birinin adını veririm. Otuz dakika sonunda size hiçbir şey borçlu değilsiniz; ne bir açıklama, ne bir ikinci seans. Terapi, insanın seçtiği yerde başlar; seçmek için önce görmek gerekir.
Bu sitenin ön kapısı danışana açılır. Ama evin yan odaları da var; terapistler, öğrenmek isteyenler ve okurlar için. Derinlik isteyen tıklasın.
Bir terapistin en yalnız anı seans bittikten sonraki dakikadır; o dakikayı yirmi yıldır başkalarıyla paylaşıyorum. Ruh sağlığı alanında çalışan herkese, ekol fark etmeksizin, bire bir ya da küçük gruplarla süpervizyon; yazarlara ve yazar adaylarına ise metnin arkasındaki insana bakan özel bir eşlik.
Bildiğim her şeyi birinden öğrendim; borç aktararak ödenir. Ericksonian hipnoz, Ego-State, logoterapi, focusing ve cinsel terapi eğitimlerini küçük gruplarla online veriyorum. Tarihler burada duyurulacak; haberdar olmak için liste.
Odada konuşulanın bir kısmı deftere düşer; defterler kitaba dönüştü. Nobel'den çıkan iki klinik kitap ve Ocak 2027'de Anima'dan çıkacak kısa metinler.