Magister Artium (M.A.) und Diplom-Sozialwissenschaftler
Universität Duisburg-Essen
Master of Arts in Clinical Psychology
İstanbul Kent Üniversitesi
Ericksonian ve Varoluşçu Perspektiften Terapötik Süreçler · Nobel Bilimsel, 2026 · ← Bütün kitaplar
Yirmi yaşımda Yalom'un hastalarını anlattığı bir kitabı okudum ve iki şeyi aynı anda anladım: terapist olmak istediğimi ve Türkçede böyle bir kitap olmadığını. İkincisini düzeltmek yirmi yıl sürdü; çünkü böyle bir kitap yazmak için önce odada yirmi yıl oturmak gerekiyordu. Bu kitap o odanın kitabıdır. Kuram kenarda durur, ancak hikâyenin izin verdiği yerde konuşur; ortada iki insan vardır ve aralarında olan şey.
Terapiyi çoğu zaman yanlış anlatırız: bir teknikler dizisi, bir protokol, seans başına bir hedef. Oysa terapi, iki insan arasında kurulan, bazen sessizlikte, bazen tek bir cümlede yön değiştiren varoluşsal bir karşılaşmadır. Bu kitap terapiyi öyle ele alıyor; ve bunun için başka bir tür gerekiyordu. Makale değil, çünkü makale sessizliği yazamaz. Roman değil, çünkü roman kurgu özgürlüğü ister ve buradaki her şey bir odada gerçekten olmuştur. Arada bir yerde: hikâye.
Her hikâye bir terapi sürecini içeriden anlatıyor: ilk seansta odaya kim girdi, ne söyledi, ne söylemedi; hangi seansta bir şey kırıldı, hangi seansta bir şey birleşti; dönüm noktası hangi anda, çoğu zaman terapistin de fark etmediği bir anda geldi. Hikâyeler numaralıdır, adları yoktur; çünkü bir danışanın adı, daha ilk sayfada bir yargı olur. Anlatıcı terapisttir, ama her şeyi bilen bir terapist değil; şüphe eden, yanılan, bazen bir seansın ortasında ne yapacağını bilmeyen ve bunu yazan bir terapist. Okur, terapistin omzunun üstünden bakar; ve bazen terapistten önce görür.
Hikâyelerin bir kısmında hipnoz var: bir danışan gözlerini kapatır, dil yavaşlar, bir yaşa gerilenir ve orada beklemekte olan biri bulunur. Bir kısmında iç kişiler masaya oturur: sekiz yaşındaki, sertleşmiş on altı, işleyen kırk. Bir kısmında hiç teknik yoktur; yalnızca iki insan anlam üzerine, ölüm üzerine, bir hayatın neden böyle geçtiği üzerine konuşur; Frankl'ın odası. Ekoller hikâyelere göre değişir, çünkü hayatta da öyledir: her insan başka bir kapıdan girer.
Bir hikâye ikinci seanstan başlar; ilk seans yazılmadı ve yazılmayacak. Bunu bir eksik olarak değil, bir karar olarak bıraktım: bazı hikâyeler ortadan başlar, çünkü gerçek de öyle başlar; danışan odaya girdiğinde hikâye çoktan sürmektedir ve terapist ona ortasından katılır.
Hepsi gerçek süreçlerden doğdu; hiçbiri gerçek bir kişi değil. Bu cümle bir formül değil, bir etik yükümlülüktür ve kitabın en zor işi oydu. Danışanlar birleştirildi: bir hikâyenin kaygısı bir insandan, mesleği başka birinden, o tek cümlesi üçüncü birinden gelir. Ayrıntılar değiştirildi: şehirler, yaşlar, aile yapıları. Kimse kendini tanıyamaz; ama herkes kendini bulabilir. Gerçek kalan tek şey, odada olan şeyin dokusudur: bir sessizliğin uzunluğu, bir cümlenin geldiği yer, bir danışanın ağladığı seans numarası.
Bu, kitabı yazarken bana bir şey daha öğretti: bir hikâyeyi tanınmaz kılmak için değiştirmek, onu daha doğru kılar. Çünkü ayrıntılar giderken geriye şekil kalır; ve terapide iyileştiren şey ayrıntı değil, şekildir. Bir insanın hayatı boyunca aynı yere dönmesi; bir kaybın söylenmediği için büyümesi; bir çocuğun yetişkinin içinde hâlâ beklemesi. Bunlar hikâyeden hikâyeye, insandan insana aynıdır.
Kitabın bir tezi yok; ama hikâyeler yan yana durunca bazı şeyler kendiliğinden görünür. Sessizlik: neredeyse her hikâyede dönüm noktası bir cümlede değil, bir cümlenin söylenmemesinde gelir. Tek cümle: bazen bütün terapi, on beşinci seansta söylenen yedi kelime içindir ve ondan öncesi o yedi kelimeye hazırlıktır. Söylenmeyen: danışanın getirmediği şey, getirdiği şeyden daha çok konuşur. İki ekolün yan yana durması: Erickson'un dolaylı yolu ile Frankl'ın doğrudan anlam sorusu, birbirine zıt gibi görünür ama aynı odada, aynı insanda, aynı seansta yan yana durabilir; kitap bunu göstermek için yazılmış da denebilir.
Ve terapist: her hikâyede, danışan kadar, terapist de değişir. Bu kitabın örtük konusu belki de budur; terapinin iki kişilik bir iş olduğu ve odadan iki kişinin de başka biri olarak çıktığı.
Meslektaşlar için bir "içeriden bakış": kuramın söylemediği şeyi, yani bir seansın nasıl geçtiğini gösterir; genç terapiste "ne yapacağımı bilmemek normaldir" der, kıdemli terapiste "hâlâ şaşırıyor musun" diye sorar. Terapinin nasıl bir şey olduğunu merak eden herkes için bir kapı aralığı: terapiye gitmeyi düşünüp cesaret edememiş biri için belki en iyi ilk kitap, çünkü odada olanın korkulacak bir şey olmadığını, yalnızca dinlenmek olduğunu gösterir. Okuru başkasının iç dünyasına yaklaştırırken, kendi içinde uzun zamandır sessizce bekleyen sorularla da karşılaştırır; bunu bir uyarı olarak söylüyorum.
Nobel Bilimsel'den çıkıyor; kitapçılardan edinilebilir. İmzalı nüsha ve tanışma için Kenar Notu'ndaki sayfa açık. Kitabı okuyup kendi hikâyesini yazmak isteyen meslektaşlar için, süpervizyon sayfasında yazarlara ayrılmış bir bölüm var.
Sorunuz varsa ya da yazmak isterseniz: info@psikosentez.com · WhatsApp +90 544 544 40 60. Terapi ve Danışmanlık için ana sayfadaki ilk söz.